Değer Teorisi


5/10/2009 ·

Aksiyoloji terimi anlam bakımından Antik Çağ filozoflarına kadar götürülse de, felsefe­de asıl ortaya çıkışı Kant'la birliktedir. Kanı, değerler teorisi ya da felsefesini^/?lakın Meta­fizik Temelleri (1785) adlı çalışmasıyla felsefe­nin inceleme alanına sokacaktır. Bunu şu cüm­leyle ifade etmiştir: "Günümüzde hakikatin bilgiyle temsil edildiği, İyi'nin duyguyla algılan­dığı, bunların birbirine karıştırılmaması gerek­tiği kavranmaya başlanmıştır." Böylece Kant, hakikat veya bilgi ile değer arasında varolan farklılığa işaret ederek aralarında bulunan far­kın belirtilmesinin zorunlu olduğunu ifade et­meye çalışmıştır.

Kant değer teorisini ruh yetilerinin sınıflan­dırmasını yaparak temellendirmek ister. Ona göre insan aklının üç yetisi vardır. Bunlar kav­rama, isteme ve duymadır. Kavrama yetisini temellendirmede salt akıl, isteme yetisine kar­şılık pratik akıl veya ahlâk, duyma yetisine kar­şılık olarak da değer bulunmaktadır. Kant, ye­tiler sınıflandırmasında değer sorunu isteme ve: duyma yetileri üzerine kurar. Böylece haki­kat ve değer alanları birbirinden, kavramanın, isteme ve duymadan ayrıldığı şekilde ayrılmak­ladır.

Ne var ki, Kant'ın bu sınıflandırması psikolo­jik mahiyette bulunduğu için eleştirilecektir. "Psikolojik" yaklaşım İse genel anlatımıyla fel-sedefe dar görüşlülüğe yol açıcı bazı sakınca­lar taşımaktadır. Fakat bu eleştiriyi Kant'a yö­neltmelerine rağmen, Hamilton, Alexander Bain, Sluart Mili, Yeni-Kantçılardan Her-bart, Hermann Lotzeve Fcnomenolojinin ön­cüsü sayılan Franz Brcntano aynı şekilde söz-konıısu yanlış tutuma yöneleceklerdir.

F.Brcntano Kant'ın düşüncesini psikolojik bir temelde geliştirmeye çalışır. Aslında bir Arİstotolcsçi ve "skolastik" olan Brentano, Kant felsefesini eleştirmekten de geri kalma­mıştır. Meinongve Husserl'i etkilemesine rağ­men felsefi bir sistem oluşturmamışsada teori­nin temeli sayılan yeni bilinç anlayışını getir­miştir. Dcscartes'da olduğu gibi Brentano'da da bilinç bir cevher olarak kabul edilmez, çün­kü kendiliğinden bir bilinç bir cevher olarak kabul edilmez, çünkü kendiliğinden bir bilinç yoktur, ancak bir şeyin bilinci veya bilinç ey­lemleri vardır. Bilinç eylemleri İse ancak da­ima bir objeyle vardırlar. Böylece Brentano ruhsal yetiler sınıflamasını canlandırıp değer teorisine temci teşkil edecek bazı düşünceler oluşturmaya çalışır; "bilinç muhtevaları" yeri­ne "eylem psikolojisi" kavramını koyar. Yani Brcntano'ya göre Locke ve Humc'da olduğu gibi bilinç, "Fikir muhteva la n"nın bir toplamı özetle İzlenimlerin, hafızada beliren hayelle-rin, duyguların bir arada toplanması değildir. Bilinç algı, anı, duyum eylemlerinin, yani renk, ses, nesne olarak nitelenen objeleri kav­rayan eylemlerin birbirine karıştığı bir "or-»ü"dür. Brcntano'ya göre bilinç fenomen dü­zenleri "Belirleme" ve "Yaralama" düzenleri

şeklinde ikiye ayrılır. Yargılama onaylama ve olumsuzlama yoluyla ortaya çıkartılır. Böyle­ce "bir şeyi değerlendirmek o şeye ihtiyaç duy­maktır". Dolayısıyla değer kendiliğinden bîr gerçeklik değildir; duyarlı bir özne ile bir nes­ne arasında oluşan bir ilişkidir.

Brentano'ya göre değer yaşantısı bütün ruh­sal yaşantılar arasında en karmaşık olanıdır. Ayrıca değer yaşantısıyla yargı arasında belli bîr paralellik de sözkonusudur. Nitekim yargı alanındaki olumlama ve olumsuzlama, değer yaşantısında sevgi ve nefret ile karşılanır. Yar­gının önermelerinde nasıl apaçıklık varsa, sev­gi ve nefrette de benzer şekilde "duygusal bir apaçıklık" kendini ortaya koyar. Yine ahlak alanında da aynı durum, yani apaçıklık sözko­nusudur. Böylece obje ve amaçlarda sevgi ve nefret apaçık ortaya çıkar ki, obje ve amaçlar değerlerdir. Brentano'ya göre ahlak felsefesi­nin anlamı "her zaman İyiyi seç" olarak ifade edilebilir. "Daha iyi"nin ne olduğunu Brenta-no üç üstün tutma kuralıyla açıklamaya çalı­şır:

 a) İyi bilineni kötü bilinene üstün tut;

 b) İyi bilinenin var oluşunu varolmayışına üstün tut;

 c) İyi değerli nesneden bir bölümü öteki­nin bütününden daha değerliyse onu tercih et.

Meinong değer teorisinde ahlâkı değerlen­dirmeye ontolojiyi dahil etmesiyle dikkati çe­kerken, Husserl fenomenolojik yöntemle de­ğerin çift yönlülüğünü vurgular.

Değer teorisi konusunda Önemli bir katkı Friedrich Nietzsche tarafından gerçkeleştirile-cektîr. Nitezsche'ye göre değerlerin temelin­de insanın islemesi, yani iradesi vardır ve dola­yısıyla insan dünyaya, nesnelere, olaylara ve olgulara belli değerler açısından bakar ve de­ğerlendirmelerde bulunur. Aynca güçlü olma isteği taşıyan insan topluluklarının sahip ol­dukları ya da kabul ellikleri ahlâk kuralları arasında belli bir değer hiyerarşisi de sözkonu­sudur. İnsan topluluklarını düşünceleriyle et­kileyen üstün insanlar daha önceki değerleri yeniden irdeleyerek ve değerlendirerek, toplu­lukların gelecekte neleri "değer" kabul edecek­lerini de belirlerler. Çünkü Nietzsche isteme­yi ve karar vermeyi, düşünceye dayanan felse­felerden, benimsenmiş değerlere, geleneksel

ahlâka, ideale ve metafizik ontolojiye bağla­nıştan kurtarmaya çalışır. Ayrıca İyi ve kötü gi­bi değerler, nesne düzeninin dışlaması veya yansıması olarak düşünülemezler, aksine bun­lar insanın yaratıcı isteğinden doğmaktadır. Nietzsche'nİn bu anlayışı Varoluşçulukta da yankısını bulacaktır. Nitekim Jean-Paul Sar-tre'a göre de "insan", değerleri dünyaya geti­rendir. Onun İçindir ki, insanın Özgürlüğü mutlaktır ve özgürlük İnsanı değerleri, seçme­leri, tasarıları konusunda tek sorumlu varlık haline getirir. Başka bir söyleyişle, insan, ken­disine sadece kendinin verebileceği değerler­den sorumludur. Çünkü değerleri yaratan in­san olduğuna göre, hayatın önsel (a priori) bir anlamı da yoktur, yaşantıdan önce hayat bir hiçtir ve ancak ona bir değer vermek insanın İşlek ve seçimine bağlıdır. İşte değer, seçilen ve istenilen bir anlamdan başkası değildir.

Yine Nietzsche'den etkilenen ve Kant'm bi-çimci ahlâk anlayışını eleştiren Max Scheler farklı bir değer ahlâkı öğretisini savunacaktır. Scheler'e göre "duyulmuş" değerler bir değer alanı oluştururlar ve aralarında sıkı bir hiye­rarşi vardır. Hiyerarşi içinde bir değer öteki değerden "daha yüksek" veya "daha aşağı" ola­rak belirir. Bu değerlerin özlerinde varolan bir şeydir. Sadece değerler değil, hiyerarşileri de doğrudan duyulur mahiyettedirler. Bir de­ğerin ötekinden yüksek oluşu değer bilgisinin belli bir eyleminde, yani seçmede ortaya çı­kar. Seçme ise ya değerli nesneler arasında ya da değerler arasında olur. Eğer seçme değerli nesneler arasında olursa değer "deneysel"dir. (a posterioriktir); değerler arasında olursa, o takdirde değer deney-öncesi (a priorik)'dir. Değerler arası hiyerarşi ise önseldir. Bu ba­kımdan Scheler hayati (vital) değerleri duyu­sal değerlere, manevi değerleri vital değerle­re, kutsal değerleri manevi değerlere üstün bir kategori içinde sıralar.

öte yandan Scheler'e göre değerler mahiyet bakımından izafi değil, mutlaktırlar ve değer­lerin içerikleri -bir ilişki olarak tanımlanamaz­lar. Nitelik kategorilerine ait olmaları nedeniy­le de değerler değişmez özelliktedirler. Değer­lerde varolduğunu sandığımız değişme veya İzafilik, gerçekte değerlerden kaynaklanma­makta, bizim onları öyle sanmamızdan dolayı oluşan bilgimizle İlişkili olmaktadır. Bu bakım­dan Seneler duygu veya bilgi değer ve değer yargıları, eylem, insanın pratik ahlak İlkelerin-deki değişmeleri çeşitli nedenler ile açıklama­ya çalışan sübjektif, vitalist, tarihi maddeci gö­rüşleri reddeder, özellikle de ahlaki değerler, belli oranda tasarlanabilir, kavranabilirve for­müle edilebilirse de, gerçekte bütün olarak mutlak ve değişmezdirler. Seneler değer hiye­rarşisinin özelliklerini de süreklilik, bölünmez­lik ve mutlaklık şeklinde niiclendirir.

Yine Nietzsche'den etkilenen ve saçma (ab­sürd) felsefesini savunan Albert Camus, "de­ğerlerin değersİzieşmesi" olgusundan hareket­le XX. yüzyılın siyasal olayları çerçevesinde "başkaldırma" eylemi olgusuyla değerler ara­sındaki belli bir bağlantı kurmaya çatışacaktır.

Değer teorisi Anglosakson düşüncesinde farklı bir şekilde algılanarak geliştirilmiştir. Bu bağlamda Wilbur Marshall Urban değer teorisinin Amerika'da öncülüğünü yapmış, Ralph Burton Perry ise yeni bir yaklaşımı de­nemiştir. Değeri "herhangi bir çıkar nesnesi" şeklinde tanımlayan Perry, ahlâk, din, sanal, bilim, iktisat, siyaset, hukuk ve gelenek olarak sekiz değer alanı ayrımı yapar. Oysa genel ola­rak değer olgusunda araç ve amaç temelinde bir ayrım yapılmaktaydı. Yani araç olarak iyi bulunan, yani değer taşıyanla amaç olarak iyi bulunan, yani kendi içinde değer taşıyan ayrı­mı yapılır. John Dewey de pragmatik bir yo­rumla yukarıdaki ayrımı ortadan kaldırmaya çalışmıştır. Buna karşılık C.I.Lcwİs, Gcorg Henrik von Wright ve W.K.Frankena gibi ba­zı düşünürler bu husustaki ayrımları artırmış­lardır.

İsmail KILLIOĞLU

Tag: Değer Teorisi, Değer Teorisi nedir, Değer Teorisi anlamı

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum (0) Arkadaşına Gönder! Etiketler : Değer Teorisi, Değer Teorisi nedir, Değer Teorisi anlamı

Yorum Gönder

Adınız :

Yorum Başlık:

Yorumunuz:

0 yorum yazilmistir

« Önceki :: Sonraki »

trilahi


Genel Genel

Web Analytics