Deney


5/10/2009 ·

Bilimde bir deneyin amacı, bir bağımlı ve bir ya da daha fazla bağımsız değişken arasında vuku bulan değişmez ilişkileri gözlemlemek demektir. Böylece bir deney, bu amacı geçerli olarak yerine getirebilen herhangi bir sürece işaret eder. Daha özgül olarak, bir deney aşa-ğidaki şartlar uyarınca bir bağımlı ve bir ya da daha çok bağımsız değişkenin ortak bir değişi­min gözlemlenmesini İfade eder:

 a) Gözlemle­necek özneler homojen bir grubu oluşturur­lar,

 b) deney sırasında bağımsız değişkenlerdeki değişmenin miktarları karşılıklı olarak birbi­rini İçeren ve dışlayan sınıflar içerisinde tasnif edilmiştir (böylece değişmenin olmadığı birsı-nıf elde edilir);

 c) Özneler bu sınıflardan biri­sine tesadüfi bir süreç kanalıyla sokulur;

 d) Bağımsız değişkende meydana gelen değişme­ler her sınıfı etkiler.

Bu tanımın gereği olarak deneyin laboratu-varda ya da gerçek hayatta meydana gelmesi arasında pek bir fark yoktur. Aynı zamanda, bağımsız değişkendeki değişmenin, deney ya­pan kişi üzerinde bazı eylemlerin doğrudan bir sonucu olarak meydana gelip gelmediği önemsiz bir konudur. Ne zaman deney yapan ki§İ teorik önemi olan bazı bağımsız değişken­lerde değişmeye yol açacak olayları önceden kestirebilirse, olayın vukuunda önce çeşitli oranlarda değişim sınıflarına özneleri rastgele yerleşlîrirve nihayet yukarıda sıralanan şartla­rın diğerlerini de karşılarsa, bir deneyi gerçek­leştirmiş olur. Deney terimi, gevşek bir biçim­de, sosyal hayatın herhangi bir alanındaki ye­niliği İfade edecek şekilde kullanılmaktadır. Burada, yeniliğin bir deney temeli üzerinde ya da sınırlı bir alanda meydana gelen etkisi söz-konusudur. Böylece sonuçlar, yapılan yenili­ğin girmesinden önce gözlemlenebilir.

Deneyce doğrudan ya da dolaylı olarak baş­vurma mevcut sosyal araştırmacılar tarafın­dan çeşitli düzeylerde ve çeşitli yoğunluklarda yapılmaktadır. Nitekim sosyal bilimciler ya­pay olduğu kadar tabii durumları da hipotezle­rini sınamak amacıyla kullanırlar: Karşılaştır­malı yöntemin de esasen kurumsal ve tarihsel verilerle yapılmış bilimsel deneyin katı prose­dürlerinin kendisine uygulanamayacağı bir 'deneyleme' tarzından İbaret olduğu da çeşitli kişilerce ifade edilmiştir.

Felsefi anlamda deney, her türlü duyumsal bilgiyi kapsadığı gibi, duyumlardan, kavram­lardan, yargılardan ya da akıl yürütmelerden elde edilen bilginin tümünü de ifade eder. Da­ha genel ve ana çizgileri ile kişinin veya insan­lığın hayatı boyunca edindiği bilginin bütünü ve sezgisidir. Bu anlamda "deney sahibi" ola­rak tanımlanan kimse, yaşamış, görüp geçir­miş ve bunlardan yeterli ve gerekli dersleri çı-

kartmış bir kimsedir.

Duyumsal deneyin değeri ve bunun bilgi ile ilişkisi sorunu felsefe tarihi boyunca çeşitli te­ori ve tartışmaların ortaya çıkmasına neden ol­muştur. Deneyciliğe göre, her bilgi duyum de­neyinden gelir, zihinde daha önceden duyular yoluyla algılanmamış hiçbir şey yoktur. Locke ve Hume gibi deneyciler bu görüşü savunur­lar. Klasik rasyonalizm İse (Descartes, Kant) bilgi için duyumsal deneyi yeterli bulmaz; dü­şünce yoksa, deneyin bir değer taşımayacağını düşüncenin her türlü duyu deneyinden Önce var olduğunu savunur. İdealizme göre, her bil­ginin, hatta her deneyin kaynağı düşüncedir. Çünkü idealizm duyu deneyinin hatta duyum­ların olmadığı kanısındadır. Gerçekçiliğe göre de duyu deneyi gerçekten varolana yönelir; va­rolanı bilir ve bilim aracılığıyla varolanı etki­ler.

Ahlaki deney kavramı ahlak kurallarının kay­nağı sorusuna cevap verir. Bazı ahlakçılar ah­lak kurallarınının insanın vicdanı olduğunu öne sürerler. Onlara göre insanların doğuştan evrensel ve sonsuz olarak sahip oldukları bu kurallar İnsan vicdanının ya kendiliğinden oluşturduğu veya doğuştan edindiği kurallar­dır. JJ.Rousseau; "vicdan ilahi içgüdüdür" der. Ahlak kurallarının duyu deneyinden Önce varolan a priori kurallar olduğunu savunan bu görüşe 'ahlaki rasyonalizm' adı verilir. Bu­na göre bir kısım ahlakçılar da ahlak kuralları kaynağının duyu deneylerinden edinilmiş ol­duğu kanısmdadırlar. Ahlaki deneycilik adı ve­rilen bu görüşün farklı biçimleri vardır: a) Bi­reysel deneyin özgünlüğüne inanan, dolayısıy­la insanların her birinin ayrı bir ahlakı olduğu­nu savunan görüş; b) Ortak veya sosyal dene­yin önemi üzerinde durarak birey ahlakının, içinde yaşadığı toplumun töreleriyle sınırlandı­ğını savunan görüş. Bu durumda ahlak bir sos-yoiojizm niteliği kazanır; c) Bİr çok etkenle ev­rim gösterebilen ve gelişebilen sosyal deneye önem veren görüş. Sözü geçen etkenler arasın­da bireyin eylemi gibi deneylerin sentezini ya­pan aklın eylemi de önemli bir yer tutabilir (Bu hem bilimsel rasyonalist, hem de deneyci bir görüştür).

Tag: Deney

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum (0) Arkadaşına Gönder! Etiketler : Deney

Yorum Gönder

Adınız :

Yorum Başlık:

Yorumunuz:

0 yorum yazilmistir

« Önceki :: Sonraki »

trilahi


Genel Genel

Web Analytics